Denetim ve Hukuk Bilimi İlişkisi

 Denetim ve Hukuk Bilimi İlişkisi

                Denetim, fiili olarak firmanın ve iş sahibinin haklarının korunmasının yanında, çalışanların ve ortaklarının, kamuyu aydınlatma adına ve doğru yönlenmeler ile, doğru girişimlerde bulunmak üzere denetlenen, bağımsız olarak yapılması gereken dış denetim ilişkisinin doğruluk ve dürüstlük prensibinde hukuki altyapısı ve standartları olan, ancak tarafları itibariyle psikolojik ve sosyal etkileşim gerektiren bilimsel bir faaliyettir.           
                Denetimin kaynak kodlarını ele alarak, nereden ve ne şekilde hangi ihtiyaçlara dayanarak ortaya çıktığının tespitine ulaşmak mümkündür. İnsanlık bu anlamda kapalı gibi görünse de açık kaynak kod gibi 
“ daha iyi bir düzen “ bulabilmenin peşinde, katkı ve paylaşım içinde olmuş ve denetim olgusunu işte bu kazanımların sürekliliği için hayata geçirmiştir.
                Denetimin bu anlamda geniş bir yelpazede kapsam belirleyicilik yönünde ilişkili olduğu disiplinler olarak, elde edilen kazanımların herkese eşit ve adalet içinde uygulanarak korunmasını sağlamak maksadı ile Hukuk, kayıtlamayı doğru ve gerçek belgelemeye dayandıran Muhasebe, doğru yönetimin nasıl olması gerektiğiyle ilgilenen Yönetim, kamu hizmetlerinin siyasal erk eliyle eşit dağıtılıp dağıtılmadığının tespitini yapan mali, idari ve yargı denetimi şeklinde kendisini gösteren  Kamu Yönetimi ve denetim faaliyetlerinin icrasında, üretilen kamusal hizmetin üretim performansının ve bu arada denetimin bizzat kendi “denetim hizmetinin” üretiminde verimlilik, etkinlik ve tutumluluğunun (VET) değerlendirilmesinde faydalanılan İktisat bilimlerini sayabiliriz. 

                Denetimin tarihi, Hz. Yusuf ‘un doğduğu ve Kral Ninova ‘nın ismini taşıyan Asur başkenti Ninova kentinde başlayarak, bir çok evrimlerden geçerek günümüze geldiği kaynakçalardan görülebilmektedir. 
Oldukça eski dönemlere kadar uzanan ve günümüzde güçlü emperyalist şirketlerin can damarı olan denetim hususunun, uzun ve hassas olması münasebeti ile, ufuklarda bir aydınlanmaya vesile olacak başlıklar üzerinden, ilişkili bulunduğu disiplinlerden, hukuk bilimi üzerinden hareketle, özet vermeye çalışacağım. 

                Pozitif bilim, her hal ve halükarda zaten bir şekilde yaşatılan, günümüze kadar gelmiş, yani var olan tüm kanun hükümlerinin kabullenişi ile başlayarak bu yasaları açıklama gayretinde olan çalışma ve çabaların tamamını oluşturur. Diğer bir tabiri ile, tarihi noktaları bir kenara bırakarak, şimdiki zamanı kapsayan “ hukuk kurallarının “ tümünü kabul ederek, detaylandırıp, topluma indirgeyen çalışmaları yapar.
                Hukuk terminolojisini üst bir algı olarak ele alırsak, türevlerini veya disiplinlerini, anayasa hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuk gibi ifade etmek mümkündür.
Amaç, tüm bu disiplinler ile beraber, bir kurallar veya fikirler sistemine ulaşmaktır.

                Zira hukuk düzeni bir değerler ve inançlar sisteminin somutlaşması, harekete geçirilmesi demektir.

                Keza, hukuk kuralları, koyucuları tarafından “daha iyi” bir düzen yaratmak amacıyla konulurlar.
Hiyerarşik bir anlatımla betimlemeye çalıştığımız hukuk sisteminin olmazsa olmaz kabul şekillerinden biri de inanç düzeyinde olanıdır. Bir başka deyimle irade dışı olanıdır. Bunun değişmez hükümler içermesi ise toplumsal psikoloji ve sosyolojik yan disiplinler ile ifade edilmesi gerekir. Yani somutlaştırılması gerekir. 
Maddi anlamda hukuk kuralları ile toplumlar yönetilir gerçeğinden yola çıkılarak sistem oluşturulur.
Hali ile, körü körüne inanma ve diğer fikirleri kabul etmemeyi (!) öğreten din eğitimlerinden uzak durmak gerekir. Ya da askeri militarist toplum düzeninden uzak kalmak gerekir. Doğru ve yanlış üzerinde yorum yapabilme erki olmayan birey, kayıtsız ve şartsız inanmak zorundadır. Hali ile konumuz dışıdır.!!! 

                Daha iyi bir “ arzu edilen düzenin “,  yürürlükteki hukuk kuralları ile sağlanması ve korunması nasıl olacak ?

                Tüm bu hukuk kuralları vasıtası ile yani doğru ve yanlışı bulabilmek adına ortaya konan ütopyanın, gerçekleştirilebilmesi adına ve korunması için, nelerin yapılıp yapılmadığı,  yapılmış veya yapılmakta olan faaliyetlerin ise düzenin temelini oluşturan hukuk sistemine uygunluğunun kontrol edilmesi ancak 
“ denetim ” yolu ile mümkündür. 
Denetimin buradaki  “ arzu edilen düzen “ ile ilişkisi ise, yapılan iş ve işlemlerin, hukukun genel varlığından yola çıkarak üretilen hukuk kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı ile ilgilenir olmasıdır.
Ancak denetim ile hukuk arasındaki ilişkiyi de genel olarak değerlendirirsek, her iki disiplinin amacı da aslında “temiz ve arzu edilen bir düzenin” sağlanmasıdır.

                Bir başka bakış açısından ise, ortak nokta ise her iki bilimin“meşruiyet”i arama ve sağlama amacında olmasıdır.

İş ve eylem koyma kabiliyetinde olanların, yapmış oldukları bu faaliyetlerin uygunluk denetimlerinin, yargısal denetim (Anayasamızın 125. maddesi) marifetiyle, hukuka uygunluklarının yani meşruluğun varlığının aranması ve araştırılması bakımından amaca hizmet etmektedir. 
           Hukuk ve denetim arasında meşruiyetin aranmasında ve sağlanmasında diğer bir ortak nokta, her ikisinin de “kanıt” kaynaklı sonuca ulaşmayı hedef almasıdır.
                “ Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz ” mottosundan yola çıkacak olursak, kanıtsız suç olmaz diyebiliriz.  Şimdi dikkatle analizimize devam edecek olursak; denetimde de elde edilen bulguların yeterli ve uygun denetim kanıtı ile desteklenmesi gerekmektedir. 
                Bunun için denetim mesleğini uygulayıcılar, çeşitli kanıt toplama teknikleri kullanarak denetim görüşlerini destekleyici kanıtlar elde ederler. 
                Mali denetimde “kanıt toplama” terimi, geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde, denetçinin bilançonun doğruluğuna ilişkin bir görüş oluşturmak için yapmış olduğu faaliyetlerin büyük çoğunluğunu kapsamaktadır.
                Harcama yerleri ile alakalı olmak üzere yapılan masrafların, muhasebe biriminde  yürütülen iç çalışmalar ile bu mali işlemlerin doğruluğu (hatadan arınmışlığı) ve gerçekliği, belgeye dayanmış olup olmadığı, muhasebe düzeninin yeterliliği, kanun tüzük ve yönetmeliklere uygunluğu araştırılır. 
Bu denetimin sonucuna göre bilanço muhasebeye uygun, muhasebede belgeye uygun ve tek düzene uygunsa işlem tamam ve uygunluk denetimi de gerçekleşmiş olmaktadır.. 
                Önemli olan bu uygunlukta belge düzeni nasıl olmalı ve senelerce sorumluluk olgusunun nasıl bir stres ile yük olarak işi yapanı psikolojik yıpranmaya maruz bırakacağı düşünmek gerekir.
                O haldemali denetim bilanço hakkında maddi hatanın olmadığına dair “makul güvence” sağlamak için dizayn edilmiştir. Bundan dolayı denetçi imkânı olsa bile kesin ve tam güvence verme gibi bir girişimde bulunmayacaktır.  
Görüldüğü üzere, hukuk nasıl ki hükmün verilmesinden evvel kanıt ve ispatı şart koşuyorsa, denetim de denetime konu edilen hakkındaki iddiaların ve denetim görüşünün kanıtlara dayanmasını zorunlu kılmaktadır. 

                Denetim, hukuk kavramından daha geniş bir kavramdır. Mesela verimlik, etkinlik ve tutumluluk yönünden yapılan VET denetim türünde hukukla bir ilişki söz konusu değildir. 
                Denetim ve hukuk arasındaki ilişki; denetim tarafından ele alınacak olursa, yukarıda bahsedildiği üzere denetim türleri bağlamında “uygunluk denetimi” yahut denetim hedefleri açısından “uygunluk hedefi” konusunda kurulabilir. 
                
                Sonuç olarak, denetim faaliyeti, yürürlükteki bu hukuk kurallarından alınan yetki ile ve hukuk kurallarının çizmiş olduğu çerçevede icra edilmektedir.
Saygılarımla…13.08.2015

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
[email protected]
           

Kaynak:
Denetimin İlişkili Olduğu Disiplinler Üzerine Bir Değerlendirme – S.Tunahan BAYKARA

İKTİSADİ DAYANIŞMA HABER AJANSI 'NDA VE BAĞIMSIZ DENETİM UZMANLARI DERNEĞİ RESMİ WEB SAYFASINDA YAYINLANMIŞTIR...

E-posta Girişi
E-Mükellef Girişi